Türk Milleti'nin askeri konuştu
Türk Milleti’nin Askeri konuştu
Türk Milleti’nin Askeri konuştu
M. Kemal AYÇİÇEK – 14 Nisan 2009
Genel Kurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’un son yıllarda örneğini görmediğimiz, bir Türkiye mozaiğini andıran davetliler önündeki Harp Akademilileri Komutanlığı’ndaki konuşması, televizyonlardan da canlı olarak yayınlanınca davetliler gibi tüm Dünya’da bu konuşmaya kilitlendi. Bugüne kadar bir çok anket yapıldı ve bu anketlerden hep “en güvenilir kurum” olarak “Türk Ordusu”nun çıkması, Başbuğ’un bu konuşmasında olduğu gibi Türk Askerini, tamda konuşma metnindeki gibi algılamasındandı. Türk milleti askeri tam algılıyordu ama Asker’in zaman zaman Türk Milleti algısında zaaflar oluyordu. Bu zaafları da tartışılınca “vay sen asker düşmanısın” yaftalarına hedef oluyordu işte.
Kimi zaman Ordu sözcülerinin veya en yetkili konumlarında görev alanların “halka tepeden bakan” izlenimi veren, “ceberut” bir zihniyeti çağrıştıran, “sivillerin aklı ermez” mantığına hapsolmuş, salt “devlet ve milletin sahibi” gibi görüntüler veren tutum ve davranışları, Türk Askeri’nin sadece ülkemizde değil Dünya’da da yanlış algılanmasına yol açıyordu. Demokratik, Laik ve Sosyal Bir Hukuk Devleti’ndeki tanımla, verilen görüntülerden sanki bu ülkede “askeri vesayet” hüküm sürüyormuş gibi bir Ortadoğu ülkesi imajı veriliyordu. Nitekim, sivil yönetimlere yapılan “darbeler” , “post modern darbeler” “e- muhtıralar” veya direk “muhtıralar” la böylesi bir geri kalmışlık görüntüsü, Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’ne güveni zedeliyordu.
İşte Genel Kurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ, Türkiye’nin bu olumsuz imajını kendi cenahından düzeltme gereğini görmüş, 21. yüzyılı çok iyi okuyarak, tarihe geçecek netlik ve içerikteki açıklamasını yapmıştır. Türk Milletinin gurur duyduğu asker ve komutanına yakışır bu tarihi konuşma, geleneksel askeri sempatizanları üzmüş olabilir. Orgeneral Başbuğ’un konuşmasının her bir satırı iyice analiz edildiğinde, bu milletin samimi ve dürüst ve önyargısız insanları şüphesiz “işte Türk Milletinin Askeri budur” diyecektir. Genel Kurmay Başkanımız Orgeneral İlter Başbuğ, zaman zaman özellikle “altını çizerek söylüyorum” ifadelerini kullanmak zorunda kalıyorsa, bunları çok da keyfinden söylüyor değildir. Orgeneral Başbuğ’un şu ifadelerinin tamamını çok fazla önemsemekle birlikte, şu ifadelerine dikkatinizi çekerim;
“Bu arada, MONTESQUEI’nun “Kanunların Ruhu Üzerine” adlı başyapıtının ön sözünde, ön yargıyı: “Bazı şeyleri bilmemek değil, kendi kendini bilmemek” şeklinde tanımladığını da hatırlatmak isterim.
Bahsettiğim önyargılı yaklaşımlardan birincisi, demokratlık kisvesi altında Türk Silahlı Kuvvetlerini yıpratmak amacıyla Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı sistematik muhalefet yapılması demokrasimizi geliştirmeyecektir. Bu çoğulculukla ifade edilebilecek veya açıklanabilecek bir husus değildir. Aynı şekilde Silahlı Kuvvetleri, demokrasinin gelişmesinde, çoğulculuğun toplumsal bir boyut kazanmasında engelleyici bir kurum olarak göstermek de yanlıştır.
İkincisi ise, toplumumuzun özellikle mütedeyyin kesimlerini etkilemek amacıyla Türk Silahlı Kuvvetlerini din karşıtı olarak gösteren kötü niyetli propaganda kampanyalarıdır. Ancak, toplumumuzun mütedeyyin kesimleri bu propagandaya itibar etmemektedir. Ordusunu sevmekte ve güvenmektedir. Çünkü bu asker, Türk milletinin bizatihi kendisidir. Aynı hassasiyetlere sahiptir. Kim ne derse desin, Türk milletinin ordusu halktır, halktandır, halk içindir.
Sivil-asker ilişkileri kapsamında sivil ve askerî liderler arasındaki güven ve itimat da büyük öneme sahiptir.
Her ülkede karar mekanizmalarının nasıl işleyeceği, asker ve sivil arasındaki yetki ve sorumlulukların nasıl paylaşılacağı, o ülkelerin anayasa ve yasalarında belirtildiği şekilde olmaktadır. Bu hususta, siyasal ve kurumsal kültür, güvenlik ortamı ve toplumsal algı da belirleyici özelliğe sahiptir. Bu nedenle, sivil-asker ilişkileri, ülkelerin kendine özgü şartları dikkate alınarak incelenmelidir.
Eliot COHEN, sivil ve asker ilişkilerini eşit olmayanlar arasındaki bir diyalog olarak tanımlamaktadır.2 Bu ilişkide elbette sivil liderler gerçek güce, otoriteye sahiptir. Ancak sivil otoritenin askerî konulara müdahalesinde, tespit edilmiş katı prensiplerden ziyade sağduyulu davranışlar öne çıkmalıdır. Tabi, COHEN’i bu noktaya getiren düşünce de askerlik mesleğinin, profesyonel bir meslek oluşundan ileri gelmektedir.
Sivil-asker ilişkisi, elbette yasalarla çizilen sınırlar içinde, karşılıklı samimiyete, güven ve itimada ve askerlik mesleğinin profesyonel niteliğine saygı gösterilmesine dayandırılmalıdır.
Yine HUNTINGTON’a göre, silahlı kuvvetler üzerinde sivil otoriteye en sağlıklı ve en etkin kontrolü sağlayan norm, “objektif kontrol”dur.3 Objektif kontrol ise, askerlik mesleğinin profesyonel yeteneğinin artırılması ve askerlerin politikadan uzaklaştırılması ile sağlanır. Bunun doğal neticesi olarak da askerlere kendisini organize etme ve görevlerini yürütme açısından önemli boyutta otonomi verilmelidir. Elbette bu otonominin boyutları yasalarla belirlenmelidir. Ancak bu durum, kurumun gizlilik ihtiyaçları gözetilirken kurumun saydam olmasına da engel teşkil etmemelidir.
Günümüzde ast rütbeli personelin güven ve itimadına sahip olma hususu daha fazla önem kazanmıştır. Bunun için üstlerin astları ile çok iyi iletişim içinde olmaları, karar öncesi onların düşünce ve tekliflerini dinlemeleri ve uygun olan hususları dikkate almaları zorunludur. Silahlı Kuvvetlerde üstler, astlarının güven ve itimadına zarar verebilecek davranışlarda bulunmamaya özen göstermelidirler”
Genel Kurmay Başkanı İlker başbuğ’un konuşmasının her satırından sayfalarca yazı yazmak mümkündür. Fakat, Başbuğ’un “Askerlik mesleği, bir profesyonel meslek olarak, mesleğin temel etik/ahlaki değerlerini korurken, yeni ihtiyaçlara ve farklı koşullara uyabilme niteliğine de sahip olmak zorundadır.
Elbette dün olduğu gibi, bugün de Türk Silahlı Kuvvetleri vazifesini Anayasa’da ifade edilen Cumhuriyetin temel niteliklerine bağlı olarak yürütmeye devam edecektir. Demokrasi, laiklik, sosyal ve hukuk devleti olmak, bunlar vazgeçilmez unsurlardır.
21′inci yüzyılın şartlarına ve ihtiyaçlarına Silahlı Kuvvetlerin daha etkinlikle cevap verebilmesi için üzerinde önemle durulması gereken bazı hususlar şunlar olabilir:
- Silahlı Kuvvetlerdeki bütün personelin sahip olması gereken; dürüstlük, sadakat, disiplin, cesaret, sorgulama ile anlama gücü ve fiziki uygun şartlara her zaman sahip olunması gibi nitelikler bugün de önemini korumaktadır.
- Bugün, Silahlı Kuvvetlerin genel faaliyetlerinde üç temel husus daha da önem kazanmakta ve öne çıkmaktadır. Bunlar; açıklık, sonuçlara odaklanma ve sorumluluklardır.
- Açıklık; iş birliğini, ilişkilerde dürüstlüğü ve karşılıklı güven ve itimadı zorunlu kılmaktadır.
Sonuçlara odaklanma ise; yaratıcılığa, inisiyatif tanımaya ve açık ve net olmaya bağlıdır.
Sorumluluk ise; sorumluluğu devretmeden görev ve yetkilerin verilmesini ve görevlerin yerine getirilmesine fazla müdahale edilmemesini içermektedir.
- Günümüzün şartları ve ihtiyaçları Silahlı Kuvvetlerin önemini azaltmamaktadır. Aksine, günümüzün şartları Silahlı Kuvvetlerin millî gücün diğer unsurları ile koordineli ve iş birliği içinde ve kapsamlı bir strateji kapsamında kullanılması konseptinin önemini giderek artırmıştır.
Bu konsepte bugün; “Gayret Birliği” denilmektedir. Bu husus ise askerî liderlerin bilgi alanının daha da genişlemesini zorunlu kılmaktadır” şeklindeki daha bir çok vurgusundan sonra yazılabilecek bir şey kaldığını sanmıyorum. Her şeyi tamda halkın anlayabileceği dil ve kararlılıkta ve detaylı bir şekilde izah etmiştir.
Genel Kurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’un bu konuşmasından şüphesiz milletimiz mutlu olmuştur. Çünkü konuşmanın içinde “Millet” vardır.Konuşmanın tamamını izleyemeyenler, konuşmanın tam metnine Genel Kurmay Başkanlığı’nın sitesinden ulaşabilirsiniz. Kalın sağlıcakla. http://www.tsk.mil.tr/10_ARSIV/10_1_Basin_Yayin_Faaliyetleri/10_1_7_Konusmalar/2009/org_ilkerbasbug_harpak_konusma_14042009.html

