Karadeniz’i önce biz gezelim
M. Kemal AYÇİÇEK - 02 Ekim 2007
www.karadenizolay.com (Özel)-Tatil, gezi ağabeyimin deyimiyle “kizirlik” benim işim, zaman zaman “keşke babamın petrol istasyonu olsaydı” diye geçirmişim içimden, kimselere çaktırmadan, gezmişim yurdumuzun öncelikli gezilebilecek yerlerini. Ama gitmediğim yerler var, görmediğim ama gitmek istediğim yöreler elbette var ama Karadeniz, bu bölgeyi önce kendi insanımızın gezmesinden yanayım. İstiyorum ki, bu bölgede yaşayan herkes, mutlaka gezsin bu bölgeyi adım adım gezsin, öncelikle gezsin!
Neden durmadan bu “gezsin” ifadesini sık kullanıyorum, bölgemizin
kıymetini bölgemize yabancılar doluştuktan sonra fark etmemiz bize çok
şey kaybettirirde ondan. İstiyorum ki, biz kendi bölgemizi yabancılar
rağbet ediyor diye değil, bu bölgenin yaşayanları olarak gezip,
tozmalı, tanımalı ve bilmeliyiz. Karadenizliyiz ama dikkat edin,
kendinizden yola çıkarak bakın, biraz düşünün sizdebana hak
vereceksiniz! Siz mesela, kendi yaylanızın bulunmadığı hangi vadisine
çıktınız ki? Hangi vadiden yukarılara, bilmeden gittiniz? Var mı
gittiğiniz yerler, sayın bakalım hangi vadilere çıkmışsınız, hangi
yaylalardan geçmişsiniz?

Askerde arkadaşlarım Sumela manastırından söz açıldığında Trabzonlu
olduğum için benden anlatmamı isterlerdi, konuyu değiştirip, kaçamak
cevaplarla geçiştirmenin yollarını arardım. Sonra da dikkat kesilen
birileri, “yoksa sen gitmedin mi Sumela’ya” deyince de sevmediğim halde
yalan söylerdim, “yok gittim, biliyorum” diye ama yalandı! Mahcup
olduğumdan yalan söylerdim, el alem benim memleketimdeki bir değerden
söz ederken ben kendi memleketimdeki değerden habersiz olabilir mi
idim! Ama olmuştum, askere bile yabancı şubeden İstanbul Eminönü
askerlik şubesinden gitmiştim çünkü! Memleketime yabancı büyümüştüm,
kültürünün, yerelliğinin farkına askerlik dönüşünden sonra varabilmeye
çalıştım.
(fotograf: Haçka yaylası)
Şimdi bir çok gencimiz var ki askerliğine kadar Trabzon’un dışına
çıkmamış ama Trabzon’un ilçelerinden de habersiz, sadece uzun sokak,
kunduracılar, Atapark belki meydanın dışından bile habersiz. Oysa hep
yaylalarımızdan hep Karadeniz Bölgesi’nin yeşilliklerinden söz
edilirken, biz aslında sanki yeşilden bezginlik içindeyiz. Biz, içinde
bulunduğumuz cennetin farkında değiliz! Ama olmalıyız. Kendi bölgemizin
güzelliklerini önce bizim bilmemiz bizim yaşamamız lazım, çünkü bu
öncelikle bizim hakkımız!

Yabancı turistlerin ziyaretçi sayılarıyla avunuyoruz, bu yıl oldukça
bereketli bir sezon geçirdi bölgemiz turistik tesisleri, zaman zaman
konaklama alanlarında yer bile bulamadılar. Onlar, yani yabancılar
elbette gelecek ama onlardan önce bizim de Hıdırnebi, Haçkalı,
Kayabaşı, Lişer, Kalecik, Yomralıların yaylası, Taşköprü, Camiboğazı,
Zigana, Madur, Zuvas, Ayranlı, Ovit, Kafkasör, Çakırgöl gibi artık
sayın sayabileceğiniz kadar ama tüm bu güzel mekanları gezmek insana
ömür katar!
Nerelere kadar gidebildiniz? Düzköy vadisinden Akçaabatlılar,
Köprübaşı vadisinden de sadece Sürmeneliler mi yararlanmalı?
Vakfikebir, Şalpazarı, veya Çaykara vadisi her bir vadimizin kendine
has kültürünü yerinde yaşamak lazım. Her vadinin kendine has cezb edici
güzel yanları var.

Ama bir yere giderken, illa önceden bilmek gerekmiyor. Bakın dikkat
edin Japon turistlere, şehirde gezerken bile hep yalnız dolaşıyorlar.
İsarilliler de öyle, kimselere muhtaç olmadan ve yabancı bir ülkenin
topraklarında yapayalnız gezebilmek için adamlar binlerce kilometre
uzaklıklardan geliyorlar, çekinmiyorlar gezmeye, tozmaya ama biz
nedense bilmediğimiz bir yere gitmekten hep çekiniyoruz. Sanki cesaret
edemiyoruz, sanki belki bir başka vadinin yaylasına gidilmesini
hazmedemiyoruz, belki çekemiyor muyuz ne? Hep bildiğimiz yaylalar
yerine güzergah belirleyelim vadilerden rast gele çıkalım yukarılara
doğru, yollar boyunca gördüğümüz her çeşme başında durup, hem bir nefes
açalım ve bir avuç dolusu su içelim! O sular, öncelikle bizim hakkımız,
bunun bilincine varalım.
Ha, bu hafta değil de sakın önümüzdeki hafta “gideriz” demeyin, hiç
ertelemeyin, içinize doğduğu hafta varın gidin, yeter ki gidin. Pişman
olmayacak aksine mutlu olacaksınız, bugüne dek gitmediğinize
vahlanacaksınız inanın.

İstanbul’dan misafirlerim geldi, onlarla çıktık yayla yollarına,
istedim ki tüm gördüğüm yaylaları onlarda gezsin, biraz tadını
çıkarmaktan uzak oldu belki ama kısa zamanda belki bir haftada
gezilebilecek yerleri gezdik yeniden. Ama sitem işittim tabi bu
gezmelerden, yorgun düşmüşlerdi. Belli ki gezdiğimiz yerleri
sindirmeden geçmişiz, aynı gün de 3-4 yayla geçmişiz. Hızlı, tempolu
bir koşturmaca olmuş gezimiz. Haklılardı sitemlerinde, yaylalar
gezilirken koşturma caya gelmiyor. Dışarıdan gelenler, o tempoyla
yorgun düşüyor ama zaman önemli. Zamanı değerlendirmek adına, belki
kısa zamanda çok yer görme pahasına oldu ama hata ettik!
Fakat, çektikleri fotoğraflarla hoşnuttular. “iyi ki gitmişiz, iyi ki çok yer görmüşüz, iyi ki bu fotoğrafları çekmişiz” diye de tatil dönüşlerinden sonra teşekkür üstüne teşekkür ettiler.
Bundan sonra artık siz sadece sizin de olmayacaksınız, zaman da
sizin olmayacak, bu bölgeye gelen tanıdıklarınıza zaman ayıracaksınız,
siz de onlarla gezeceksiniz belki ama bu bizim insanlık görevimiz
artık, yapacağız o kadarını. Bundan sonraki yıllarda artacak
yoğunluğunuz, çünkü bu bölgede oturmayan ama tanıdığınız ahbaplarınız,
dostlarınız veya onların tanıdıkları gelecek bu bölgeye ve sizlere
uğrayacak, “nerelere gidelim” diyecekler.

Onlara önerileriniz olabilmeli, ona hazırlıklı olmalısınız! Belki bir
çoğunuz, “aman, nerde çıktı bu yayla turizmi, eskiden ne rahattık,
şimdi rahatlıkta kalmadı gelen giden yüzünden” de diyebileceğiniz
dönemlere hazırlıklı olun bence, onun için önce siz, kendiniz için
gezin bu bölgeyi, önce siz haberdar olun bölgemizin adeta bir yeryüzü
cenneti olduğundan. Yaz bitti, sonbaharda gezi mi olur demeyin, kış
geldi sakın demeyin, elinizde imkan oldukça gezin ve kendinize gelin
bence iyi edersiniz! Kalın sağlıcakla.
(Fotograf: üstteki kare, Sumela Manastiri Trabzon) Alttaki fotograf: Camiboğazı yaylası-Çakırgöl,Gümüşhane)
