Karadeniz’i gezmek Lazım
Bölgemiz yaz- kış demeden de gezilmeye ve görülmeye değermiş, bunu yeniden anladım.
M. Kemal AYÇİÇEK
(www.karadenizolay.com)
Zaman zaman “ Bölge Misyonerliği” yaparım. Yine birarkadaşım vesile
oldu da bölgemizde şöyle beş günlük aralıksız bir gezi fırsatı buldum.
Sağ olsun, misafirim de ilk kez Karadeniz’e geldiği için de ne var ne
yok, akla esen her yerde bol bol fotoğraf çekip, ilk kez belki de
arşiv de sayılabilecek düzeyde done elde ettik.
(Çimçirli köprüsü)
Bölgemiz yaz- kış demeden de gezilmeye ve görülmeye değermiş, bunu
yeniden anladım. Her vadide ayrı bir güzellikle karşılaştık. Elbette bu
güzellikleri zamanla sitemizde değerlendireceğiz. Nereye gidersem
gideyim, sizlerle hep güzellikleri paylaşmayı kendime gaye edindim,
zaten bu sitede onun için oluştu. “Bölge misyonerliği”nden kastımda
buydu zaten. Antalya’ya da gitsem orada tanıdıklarımı mutlaka
Karadeniz’in bakirliğinin elden gitmeden mutlaka gezilmesine onları
ikna etmeye çalışırım. Sadece bizim gezip ve görmemiz veya
anlatımımızla bu bölgenin insan doğası için ne kadar anlamlı olduğunu
elbette ispat edemeyiz!
(Rize)
İzliyorum, Türkiye gündeminden uzaklaşmış değilim ama bu ülkede
gerçekten çok boş gündemler yaratıldığının yakın tanıklarından olarak
bazılarına gülüyorum, değmez diye yorum bile yapmıyorum. Türkiye’yi
azıcık gezen gören veya düşünen ve gerçekten ülkesini seven ,
önemseyen herkes mutlaka bir çok sözde gündem maddelerine bakarak
zaten gülüp geçiyordur! Yani “Şemdinli iddianamesi” nden tutun, Merkez
Bankası Başkanının asaleten-vekaleten atanmasına, Maliye Bakanı Kemal
Unakıtan hakkındaki üçüncü gensoru’dan, Nevruz kutlamalarına,
Edirne’nin komşu Bulgaristan’ın barajlardan fazla su verip de sular
altında kalmasına kadar bir çok konuda istediğini yaz-çiz değişmez
bunlar, her şey suyun yolunda akışı gibi hayatı törpülemek adına gündem
olur durur. Onun için ben gezdiğim yerlerde yiyip içtiklerimi yeğledim
yazmak için. Aslında “yediğin içtiğin senin olsun gördüklerini anlat”
dense de yok, ben bizim de içilecek çok güzel sularımız olduğunu
anlatmalıyım.

Rize’nin İkizdere ilçesine çıkarken Çimşirli diye bir köy var mesela,
hemen karayolunun kenarında aracınızı bırakıp, bir ahşap asma köprüden
sallanarak karşıya geçilebilen yerde kocaman kayanın tam ortasından
akan madensuyu, gidilmeye değer doğrusu.Trabzon’dan yola çıkıldığında
ilk akla gelen elbette Uzungöl oluyor. Orada eskisi kadar olmasa da
yine de görülmeye değer doğa, insanların çarpık yapılaşmayla bozmaya
çalıştıkları güzellikleri size sunuyor. Siz,yapılara değil salt doğaya
kilitlenip giderseniz, mevsime bakılmaksızın Uzungöl’ün ruhunuza hitap
edişine tanıklık edersiniz. Üzüngöl’e akan Haldızan deresi üzerinde
DSİ’nin yaptığı setlerin şelaleye dönüşmüş halinden tutunuz,
Demirkapı’ya varıncaya kadar, hatta oradan da yukarılara gidebildiğiniz
kadar gidin her adımda ayrı bir mutlu nefes almak elbette hakkımızdı
dersiniz.
Uzungöl’den inerken Çaykara’nın içinden yukarıya doğru Maraşlı köyüne çıkarsanız orada kitabesinde “Of’a imanı İslam’ı getirdi, Kemalin menbaı Maraşlı Osman, Ne kutsi kudrete malikti hayret, boyun eğmiş idi bir görmede ruhban, dokuzyüzaltmışidi hicri yıllar, O’nu rahmetlere garketti rahman” Maraşlı Saçaklızade Hacı Osman Efendi türbesini görürsünüz. Of’u Rize yönüne geçip Kavaklı camiinin yanında da, yol yapımı sırasında kaldırılmak istenen mezarını kaldırtmadığı, yoldan bilerek müzik dinleyerek geçen araçların başına felaketlerin geldiği anlatılan Maraşlı Hacı Hasan Efendi’nin( Hacı Osman Efendinin kardeşi) Türbesini görürsünüz.(Tabi görmek isteyenler için bunları yazıyorum, isteyen görmeye de bilir) Oradan İyidere köprüsünü geçip sağa dönünce de İkizdere’ye oradan da Cimil deresi boyunca 5 kilometre çıkarsanız karşınıza harika bir kaplıca çıkar. Doğa kaplıcası bu.. Çevresi yemyeşil çam ormanlarıyla çevrili üzeri açık ve dilerseniz kar yağışı altında bile girebildiğiniz kaplıca. Adı henüz konmamış belki ama önümüzdeki yıllarda Ayder’i gölgede bırakacağı kesin. Şimdilik 250 yataklı bir tesis ve ayrıca devre mülk tarzı tesis inşaatları hızla sürüyor.
Ayder, belki hiç beklemediğimiz kadar ıssızdı bu mevsimde. Sadece
dağcı ve kayakçılar için 3 tesis açıktı. Ama kaplıca pek sakindi.
Çirkin yapılaşma Ayder’deki doğal ortamın tadını kaçırmış ama yinede
duyarlı insanlarının gayretlerine tanık oluyorsunuz.
Yapraklar olmadığı için ormanlarda dikkat çekecek düzeyde yüksek
köknar ağaçlarına özenle yerleştirilmiş karakovanları görüyorsunuz.
Ayılardan korumak için ağaç tepelerine yerleştirilmiş kovanlar, Ayder
yöresinin meşhur karakovan balı olarak yöreye gelenlere pazarlanıyor.
Sadece isim yapmış yerleri anlatmak elbette yeterli değil ama beş
günlük bir gezinin anlatımı da elbette buraya sığmaz. Rize’ nin Pazar,
Ardeşen, Fındıklı ve Artvin’in Arhavi, Hopa ilçelerini geçip, Sarp
sınır kapısına vardığınızda bir sorunun varlığını kilometrelerce
uzamış Tır ve kamyon kuyruklarından anlıyorsunuz. Sadece araçlar da
değil yaya olarak ülkemize gelmiş Gürcüleri yağmur altında bekleşirken
görüyor ve koskoca sınır kapısında bir bekleme salonu bile
bulunmayışını yadırgıyorsunuz!

Bu mevsim de yoğun sis olmasına rağmen Cankurtaran geçidini aşıp,
Artvin’e doğru yol alırken Borçka’dan itibaren arı gibi çalışan iş
makinelerinin geceli gündüzlü çalışmasından Barajlar bölgesine
geldiğinizi anlıyorsunuz. Devasa tüneler ve viyadüklerle yol
altyapısını ve Çoruh vadisini izleyerek Artvin’e çıkıyorsunuz. Aslında
Artvin, Kafkasör boğa güreşlerinin de yapıldığı 28 Haziran panayırıyla
dikkat çeken bir ilimiz ama Baraj inşaatları Artvin’i diriltmişe
benziyor. Hani o geçmiş yıllarda vitrinlerinde bezginlikleri fark
edilen şehir esnafı, şimdi tabelalarından vitrinlerine hatta sebze ve
meyvelerin tezgahlara dizilişine kadar her şeyde gelecek vaad eden ve
moral veren bir çehre değişikliğine gitmiş, dükkanlardan dışarı
yansıyan bilgisayar ekranlarındaki barışıklıklarını adeta sergiler hale
gelmiş.

(Trabzon’da Hıdırnebi’den bir bakış)
Artvin’den 110 kilometrelik Yusufeli ilçesine giderken, Deriner
Baraj inşaatı nedeniyle dağlara yapılmış yeni yol, geceleri biraz
tedirgin edici olsa da gündüzleri seyrine doyulmayan manzaralar
sunuyor. Eski Çoruh vadisi boyunca uzanan yoldan çok daha heyecanlı ve
seyirli hale gelmesi, herhalde baraj inşaatlarına karşı gelenlere de
iyi birer cevap olmuştur. “Nerde hareket orada bereket” sözünün boşa
denmediğini kanıtlarcasına moral var yol boyundaki tüm insanlarda.
Yusufeli’ne varmadan ana yol üzerinde herhangi bir yerde durun ve gidin
kavurma yiyin, hem de gözünüz kapalı olsun, yarı vejeteryan olarak ben
bile bayıldım oradaki etin lezzetine, insanının ikramına, alçak
gönüllülüğüne..Yusufeli Barajı için ilçede kimileri olayın olumsuz
yönlerini anlatsa da ilçenin farklı bir yere nakline, sağduyulu
Yusufelililer olumlu bakıyor. Belki de konuştuğumuz insanlar arasında
muhaliflerden olan yoktu ya da biz rastlamadık. Yusufeli şirin bir ilçe
evet ama Devlet menfaatleri için Yusufeli halkının kendi geçmişi ile
bağını koparma pahasına daha planlı bir şehrin kendileri açısından daha
yararlı olacağını görmüş gibiler. Hele bir vatandaş, “İlçenin
kalkmasına , şuanda burada tuzukuru olanlar karşı çıkıyor ama halkın
çoğunluğu baraj yapımından yana” diye özetliyor durumu!

Evet, Artvin’de barajlar inşaatları hayata büyük canlılık getirmiş,
aslında Artvin’in insanları da bunu çok uzun yıllar öncesi hak
etmişlerdi. Çok çileli yaşam şartlarına sahiplerdi, zor koşullar da
eğitim ve öğrenime asılmış insanları, şimdi belki de bunun meyvesini
topluyorlardır. Hele o karayollarında araç sürmek belki de ipteki
cambazlık gibi bir şeydi, o yüzden di Çoruh nehri bir çok canı aldı
götürdü yaban ellerine, günler alırdı karaya vurmuş cesetlerin
Gürcistan’dan Türkiye’ye getirilmesi. Onun içindi Türkiye’nin en iyi
şöförlerinin Artvin’den çıkması, boşuna değildi yani.
Ardanuç’ta Artvin’in şirin ilçelerinden bir yer. Çoruh nehri boyunca sık sık görülen çöpsel atıkların nehir çevresindeki fundalıklara takılıp kalması, çevre duyarlılığı konusunda yeterli dikkatin gösterilmediğini anlatıyor. Ancak, ilçesinden çıkmayan insanlar elbette çöplerin çok çirkin görüntülerinden haberdar olmaları mümkün olmuyor. Ardanuç’a girmeden sizi belediyenin girişini düzenlediği “cehennem deresi kanyonu”, karşılıyor. Kanyonda zamanınız varsa bir gün bile geçirebilirsiniz. Sonra ilçeye geçiyorsunuz. Burası belki Artvin’in sahil ilçelerinden sonraki en şirin ilçesi. Kirazı ve vişnesiyle meşhur Ardanuç. Yol boyunca yavrulamış koyun sürülerine en fazla burada tanık olduk.
Gezi için elbette “özgür” olmalısınız! Eşiniz ve çocuklarınızla
önceden pazarlık yapın ve yol boyunca siz nerede ve nasıl isterseniz
mola vereceğinizi, resim çekeceğinizi, su içip belki bitki türlerini
inceleyeceğinizi söyleyin! Sonra yol boyunca bu konular da
anlaşmazlıklar yaşamayın. Eğer, yol boyunca sık sık durmaktan ve
oluklardan su içmekten nefret eden yakınlarınız varsa asla onlarla
çıkmayın yolculuğa! En iyisi kafanıza uygun bir arkadaşınız olsun
yeter! Adına “tatil” değil “gezi” diyin yolculuğunuzun ve ona uygun yol
alın. Yoksa gezinin bir anlamı olmaz. Cep telefonlarınızı bile kapatın
hatta, çünkü çoğu yerde zaten şebeke sorunu yaşıyorsunuz!

Geri dönerken Çayelini geçince Gündoğdu’ya gelmeden hemen yolun sağında
deniz kenarındaki “Karabayram balık lokantası”nda mutlaka balık yiyin.
Deniz ürünlerinin gerçekten bu kadar leziz olabileceği bir başka
lokanta bulmak gerçekten zordur bölgede! Üstelik sadece balıkta değil
mesela Karalahanayı bile burada yerseniz ne kadar haklı olduğumuza
sizde katılırsınız. Öyle ki ben bile ilk kez “havyar”lı karalahanayı
işte burada yiyebildim.
Rize’de Liman lokantası “bol kepçe” denen olayı yaşıyorsunuz burada,
az yemek istediğiniz de bile neredeyse adam dövecek gibiler! Öylesine
iddialı ve öylesine sade ve içten bir lokanta. Hem de yemekler sudan
ucuz denecek kadar uygun fiyatlarda. Hem karnınız doyuyor hemde
gönlünüz Rize mutfağını burada bulunca rahatlıyor. İşin ehli bir patron
ve çocukları ve çalışanlarıyla örnek gösterilebilecek bir mekan, ana
yola yakın ve merkezde bir yer. Sonra da çıkın Ziraatte bir demlik çay
yaptırıp için..Havanın yağışlı olmasına aldırmayın çünkü orası yaz-kış
açık ve gerçekten Rize’de olduğunuzu size hissettiriyor.

Trabzon’a dönerken Çamburnu’nda yorgunluk çayı içebilirsiniz, deniz
manzaralı. Oradan da Zigana tatil köyüne çıkıp ahşap konaklarda
geceleyebilir ve çam ve doğayla iç içe bir müthiş uyku çekebilirsiniz.
Zigana’da da et ve sütlaç yemeyi ihmal etmezseniz iyi olur. Oradan
dilerseniz bizim gibi “şans” dileğinde bulunup Karaca mağarasına
gidebilirsiniz. Aslında aşağıda karayolu kenarındaki tabelada 15 Nisan
15 Kasım arası açıktır diyordu ama biz kapalı da olsa bir çıkalım dedik
ama o gün Gümüşhane valisinin misafirleri varmış ve onun için açmışlar
mağarayi. 20 Mart’ta Karaca Mağarasını gezmek çok güzeldi. Sonra aynı
yol güzergahındaki İmera Manastırı da gidilmeye değer bir
yerdi.Trabzon-Gümüşhane karayolundan 17 kilometre mesafe de bir yer.
Olucak köyünde bu manastır. Biz yaya çıktık gerçi ama şimdi oraya da
karayolu yapılmış. Oldukça seyirli ve farklı bir doğa manzarası var.
Gerçi yol da biraz ralliciler gibi çamur oldu aracımız ama buna değerdi
doğrusu, harika bir geziydi.
Keşke aracı olan herkes, azıcık zaman ayırabilse de böyle bir geziyi
gerçekleştirebilse ne kadar dinlendiğinin farkını görebilse aahhh
keşke.. Burada bana eşlik eden ve bu gezime sebep olan değerli
arkadaşıma borçlu olduğum bu fırsatı bana sağladığı için binlerce
teşekkür ediyorum. Umarım sizlerde bu şekilde size sebep olacak
birilerine teşekkür fırsatı bulabilirsiniz. 
(Rize’nin eski adıyla redoz yeni adıyla Uzunköy’den bir görüntü)
