Erdoğan'ın ABD çıkarması
ABD Çıkarması
M. Kemal AYÇİÇEK-10 Haziran 2005
Bir kişiden duydum, “Nedir bu ABD ziyareti, nerden çıktı” diye ama umursamadım. Bu konularla ne kadar alakalıdır diye düşündüm baştan sonra belki de haklıdır yani ben daha önceden en azından bir ay öncesinden randevu alındığından haberdardım ama o vatandaşın haberi yoktu demek ki ve de böyle söyledi diye düşündüm. Sonra sahi nerden çıktı bu ziyaret diyesim gelmedi, içimden “çıktı işte” diye geçirdim sonra düşündüm. Ben başbakanın uçağında değildim ve de o uçakta özel ropörtaj verilen gazetecilerden değildim ki bana ne diyecektim yine vazgeçtim. Elbette geziyi ve de yansımalarını bende izledim sadece vatandaşlar gibi televizyonlardan, sonra bir kanaat oluştu kafamda, şimdi buna değinmek istiyorum.
Suratlar asıktı
Başbakan Tayip Erdoğan, Oval ofisteki görüşmede ABD başkanıyla o eski yüz ifadesiyle oturmuyordu. Hem eskisi gibi artık karşılıklı hani bizim peşin satan bakkalların oturuşu gibi ayak ayak üstüne de atmamışlardı. Zaten ben tüyoyu oradan aldım işte, ilk görüntüden yani, bunu pek dillendiren olmadı ama bence evet, bu bacak bacak üstüne atışın olmadığı ortamın ne kadar sıkıcı ve de samimiyetten uzak çok resmi ve de gayet dikkatlice bir büyük oyunun orada kapalı kapılar ardında döndüğünün adeta habercisiydi. Evet konuşmalarda “stratejik ortaklık” veya “stratejik işbirliği” her ne kadar dillendirilmiş olsa da bunlar, geçmişteki sarmaş dolaşlıkların bir anda bitivermemişliğinin gösterilmesi demekti. Orada Oval ofisteki konuşmalar, zaten Dünya’ya açık mesajlardı ki, burada da açıkça ve net olarak “Türkiye bize yamuk yapmıştır!” veya “ABD, esas yamuğu yapandır” restleşmesi şeklinde elbette olamazdı ama bence bu yapılmıştı!
Hem ardından Türkiye Başbakan Recep Tayip Erdoğan, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Devlet Bakanı ve AB Baş müzakerecisi Ali Babacan, Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül ile basın toplantısı yaparken suratlar pek asıktı. O suratların asık oluşu zaten her şeyin ne kadar çetin ve de pazarlıklı geçtiğini ve Türkiye’den çok ama çok büyük beklentilerin karşılanmasının istendiği sırıtıyordu.Sadece o da değil di vehametin boyutunu gösteren şüphesiz Başbakan Recep Tayip Erdoğan’ın gözleri ve gazetecilere soru hakkı verirken ki vucut dili ile Ali Babacan’ın tedirginliği, Abdullah Gül’ün kaygılı ve derin bakışı, Vecdi Gönül’ün gariban ve masumane duruşu, ne yalan söyleyeyim beni ürküttü.
Onların yüz ifadelerinden içerde ne konuşulduğunu anlamaya çalışırken benim kafamda da şimşekler çaktı ve yanımdakilere “olmaz, nasıl olur” diyiverdim. Yanımda bizim erkanın babası piyangocu Nejat Abi vardı, “ne diyon Mustafa kafayımı yedin” diye takıldı haklı olarak, anlamadı. Onun canlı yayınla ve de ABD gezisi ile pek de ilgisi yoktu ama yinede benim o anki durumumdan vazife çıkardı kendince ve merakını gidermek istedi.Haklı olarak diyorum çünkü, tüm haberleri çok farklı kanallardan sürekli izleyen birisi olarak, ABD’de başbakanın verdiği o görüntülerin pek de hayra alamet olmadıklarını anladım. Nitekim zaman geçtikçe bunlar gün yüzüne de çıkacak!
Çok ağır şartları var!
Geleyim sadede. ABD Başkanı Bush, Erdoğan’a kesin bir dille, “Şu Suriye ve İran’la alakanızı kesin. Ben ne diyorsam arkamda tam olarak durun yoksa karışmam. Ha bir de o PKK ile ilgili bir harekat beklemeyin, şuan Irak’ta işler sıkı biraz daha sabredin. Heybeliada da ruhban okulunu hala açmadınız? Onu açın, KKTC’de de yakın zamanda çok iyi gelişmeler beklemeyin” mi dedi ki, suratlar o kadar asık, başka ne olabilir? İncirlik veya Afganistan ile ilgili ne denirse densin o suratların asılmasına yol açmaz ama yukarda ifade ettiğim şeyler içinse evet tam da “yukarı tükürsen bıyık aşağı tükürsen sakal” misali bir sıkışıklığı ve de çaresizliği ve belki de tam anlamıyla bir dönüşümü talep etmişlerdir. Ne yani Suriye’ye “höt, möt” ve İran’a da “Seni valla mahvederim hamide” diyin diyor açıkçası buna Türkiye ne diyecek?
Yani Büyük Orta Doğu Projesi adı altında bu ülkeler de tıpkı Irak gibi kesinlikle yeni birer rejime dostça değilde cebren götürülecek ve de burada Türkiye’den özellikle de aktif bir destek istenecek! Buna ne diyeceğiz? Evet mi Hayır mı? Onlar bunun cevabını bizden açık seçik ve net bir kararlılıkla talep ediyorlar. Böylesi bir vehamet de sanırım o suratların asılması için yeter bir gerekcedir, ben öyle algıladım en azından umarım yanılmış olan ben olurum. Kalın sağlıcakla.
Not : Bu yazım aynı zamanda www.karadenizolay.com ve www.kuzeyhaber.com da yayınlanmaktadır


