CHP'nin "çarşaf" açılımı
M. Kemal AYÇİÇEK - 15 Aralık 2008
Eğer samimiyse CHP, neden olmasın? Neden bu CHP’nin Çarşaf açılımı, Türkiye’nin ufkuna yeni bir yol daha açmasın, neden Avrupa Birliği normlarına daha da uygun kanaatlerin yaygınlaşması için bu açılım, o kesimde bir zihinsel dönüşümü sağlamasın? Deniz Baykal’ın yerel seçimlere giderken böyle bir açılımı, kendi yandaşlarına açıklamakta zorlanmasıdır asıl Türkiye’nin problemi işte..
Çarşafını babaannesinden, ninesinden, teyzesinden görüp bunu bir giyim tarzı olarak benimsemiş bu ülkenin insanına, yine bu ülkenin Antalya’sından tepkiler yağıyor. Olacak şey mi bu? CHP’nin Genel Başkanı Deniz Baykal’ın önünü kesip, ona adeta “nasıl yaparsın hesabı”nı soruyor güya seçmenleri ve Baykal’da, “kimsenin ne giyip giymeyeceğine biz karışamayız” diyor haklı olarak ve vatandaşı bu noktayı düşünmeye çağırıyor. Ve bunu yaparken bu bir değil iki değil aynı tepkinin ekranlara yansıyan kısmında iç kişinin aynı tarzdaki tepkisi dikkat çekiyor.
Bu ülkede başörtülü olunmadan önce çarşaflılar vardı, ona Doğu ve Güney Doğu Anadolu’da “ehram” da deniyor. Hatta o çarşafın düz siyah renklisi değil de zebraların sırtlarındaki desen gibi desenlisi de desensiz dokuması da ve kumaş olanı da var. O dokumanın renkleri ve renk tonlarında giyilmesi de var. O örtüler, o bölgeler için tıpkı Trakya’da ve Ege’deki bayanların giydiği şalvarlar gibi geleneksel giysiler. Bu Karadeniz’de yine Keşan olarak adlandırılarak, yine desen ve renk ve kalite farklılıkları taşıyor. Fildikoz mesela, annemlerin de kullandığı ve keşandaki sevilen bir modeldir. Renkleri daha sıcak ve iş açıcıdır. Şimdi bu Çarşaf’ın siyah oluşuna mı karşı çıkış vardır, o siyahın anlattığı karamsarlık ve renk yaygınlığına mı itiraz vardır, yoksa o çarşaf içindeki bireye mi karşı çıkış vardır, bunu tam anlayamadık? Salt, çarşaf’a itiraz var.
Kim yapıyor bunu, o çarşaflının yaptığı yemekleri köyünde yediğinde “mis” gibi diyerek, onun köy yerinde yaşamasının onun doğal ortamı olduğuna inanan şehirli bayanlar! Gün görmüş, soysallık anlamında konken partilerinden haberdar olan, gençliklerinde mini etekle gezme cesaretini göstermiş, bu ülkenin aydın(!) kadınları öyle mi? O güngörmüş şehirli kadınların ellerinden gelse biraz daha ileriye gidip, çarşaflı kadına mini etek giydirip, sonra da mini eteği giyen çarşaflının yürüyüşünün hikayesini anlatacak beş çaylarında ve buna da katıla katıla gülecekler! Onlar, hayatlarını belki de başkalarının yaşam şekilleriyle, kılık kıyafetleriyle hep dalga geçerek sürdürmüşlerdir kim bilir?
Normalde eğitimli insanların çarşaflıya ve çarşaflılara bakarken biraz da sosyolojik ve psikolojik bakması gerekir. Aydın insanların daha da farklı tabi. Ama kültürlü şehir kadınında değil o ters bakış, kendini nasıl olduğunu belki kendisinin de bilmediği o şehre atmış sonradan görme kadınlar bu çarşafa karı çıkanlar. Bakın yakından, gözlemleyin nitelikli hiçbir aydın kadın bu kara çarşafa karşı değil, biliyor ki biyolojik olarak çarşaf bir çok bayanın herhangi bir siyasal hareketle bağlantısız bir şekilde kullandığı giysidir. Ama ya o sonradan görme şehirli, o asıl karşı çıkandır. O da kendi alanında kendini görgülü ve kültürlü sayarak, güya aklı sıra “kara çarşaf” karşıtı olmakla bu ülkede ve de CHP’de “asıl söz sahibi benim” havalarını atmaktadır. Yoksa kalkıp bir partinin genel başkanına öyle sokakta uluorta “sen yanlış yaptın” filan diyemez zaten, öyle bir hakkı da kendin de bulamaz kısaca.
Bu ilk kez olmuyor ki, şapka devriminde nasıl sarıklara karşı çıkıldıysa o sarıklılar neslinin kökünü böylesine ucuz anlamsız ve de sığ karşıtlıklar yaratarak bugünlere kadar getiren de o “haso, memo” kültürü değil midir? Ne oldu, şimdi o şehirli kadınlar tıpkı kara çarşafa olduğu gibi şapkaya da karşı değiller midir yoksa? Zihniyet değişiminin uğramadığı yer, tamda CHP lideri Baykal’a sokak ortasında “yanlış yaptın çarşaf açılımıyla” diyen ve denilen yerdir. İşte bundan sonra CHP lideri, eğer gerçekten samimi bir içtenlikle bu açılımı yaptıysa o zaman işi gerçekten zor. Çünkü bu ülkede zihnini bir çok kez yenileyenler hep kadre uğrayan kesimler olmuştur. Bunu hiç aklına bile getirmeyenler, kadre uğramamış ve şimdiye kadar el üstünde tutulmuş kesimdir.
Avrupa’da tutucu, gerici ve yobaz olanlar genelde hep sağ partilerdir. Bu ülkemiz de böyledir kısmen ama sol hep ön açıcı, hep aydınlanmada öncü olmuş siyasal hareketlerdi. Türkiye’de bunun tam aksi yaşanıyor. Sol diye bilinen CHP, kendini adeta bu kaprisli ve kendini beğenmiş, partinin seçim zamanlarında da aslında fazlaca da katkı sağlamayan kesimi, yönetiminde hep etkin olmuş ve partinin normal de olması gereken yelpazeye yayılmasının önünü kesmişlerdir. Baykal, bunu yıllardır genel başkanlığını yaptığı parti de nihayet görebildiyse ve buna rağmen çarşaf açılımını yaptıysa bence çok büyük bir cenge girdi demektir. Onun için Baykal’a toplumsal bir destek verilmelidir ve CHP’nin “halklılaştırılmasına” bu toplumun katkı sunması gerekir. Baykal’a “çarşaf” hesabı sorabilenler, azcık Antalya, biraz İzmir, Ankara ve belki biraz da İstanbul’dan çıkabilir ama ülkenin genelinde Baykal’ın böylesi açılımına büyük de destek gelir.
Bu ülkede aslında öyle sağ-sol gibi kavramlar da zaten içi boşalmış kavramlar haline geldi ve bunun bir aldatmacadan ibaret olduğu görüldü. Oysa tüm insanlar, zaten hangi siyasi partide olurlarsa olsunlar bir mücadele içindelerse bu sadece daha iyi bir ülke için ve daha iyi bir gelecek için “insanlığa katkı” mücadelesidir. Bu mücadeleyi de kendi beyinlerinden başlatarak, tüm insanlığın mesut ve bahtiyarlığı için vermektedirler. Kimse, hangi partide de olursa olsun kendi cebini doldurma mücadelesi için siyaset yapmaz. Ha bunu istismar edenler vardır tüm partiler de, yani kendi kesesini doldurmak için ama onlar zaten zamanla partilerinden de ayıklanırlar. Hiç kimse göz göre göre salt kendi cebi ve geleceği için siyaset yapanları görüp de bunlarla aynı yolda yürümez. O tipler, birer kene gibidir ve nerde kan varsa oranın kokusunu iyi bilir ve bulurlar belki ama her zaman papaza pilav yedirtemezler.
Önümüzdeki yerel seçimlerin hoşgörünün ön planda olduğu, kimsenin kılık ve kıyafetinden dolayı toplumdan soyutlandığı bir kampanya yerine tüm insanlığı sarıp sarmalayan ve insanlığın her nerede olursa olsun huzur ve barış içinde olmasına katkı sunacak projelerin ön plana çıkarıldığı, sadece kendi ülkemiz için değil tüm ezilen dünya insanlığının refaha kavuşmasına yönelik fikirlerin tartışıldığı medeni atmosferde seyretmesini temenni ediyorum. Kalın sağlıcakla.
Not: Bu yazım aynı zaman da www.karadenizolay.com , www.kuzeyhaber.com
ve Trabzon’da yayınlanan Hizmet gazetesi’nde yayınlanmaktadır.
M. Kemal AYÇİÇEK - 15 Aralık 2008
Eğer samimiyse CHP, neden olmasın? Neden bu CHP’nin Çarşaf açılımı, Türkiye’nin ufkuna yeni bir yol daha açmasın, neden Avrupa Birliği normlarına daha da uygun kanaatlerin yaygınlaşması için bu açılım, o kesimde bir zihinsel dönüşümü sağlamasın? Deniz Baykal’ın yerel seçimlere giderken böyle bir açılımı, kendi yandaşlarına açıklamakta zorlanmasıdır asıl Türkiye’nin problemi işte..
Çarşafını babaannesinden, ninesinden, teyzesinden görüp bunu bir giyim tarzı olarak benimsemiş bu ülkenin insanına, yine bu ülkenin Antalya’sından tepkiler yağıyor. Olacak şey mi bu? CHP’nin Genel Başkanı Deniz Baykal’ın önünü kesip, ona adeta “nasıl yaparsın hesabı”nı soruyor güya seçmenleri ve Baykal’da, “kimsenin ne giyip giymeyeceğine biz karışamayız” diyor haklı olarak ve vatandaşı bu noktayı düşünmeye çağırıyor. Ve bunu yaparken bu bir değil iki değil aynı tepkinin ekranlara yansıyan kısmında iç kişinin aynı tarzdaki tepkisi dikkat çekiyor.
Bu ülkede başörtülü olunmadan önce çarşaflılar vardı, ona Doğu ve Güney Doğu Anadolu’da “ehram” da deniyor. Hatta o çarşafın düz siyah renklisi değil de zebraların sırtlarındaki desen gibi desenlisi de desensiz dokuması da ve kumaş olanı da var. O dokumanın renkleri ve renk tonlarında giyilmesi de var. O örtüler, o bölgeler için tıpkı Trakya’da ve Ege’deki bayanların giydiği şalvarlar gibi geleneksel giysiler. Bu Karadeniz’de yine Keşan olarak adlandırılarak, yine desen ve renk ve kalite farklılıkları taşıyor. Fildikoz mesela, annemlerin de kullandığı ve keşandaki sevilen bir modeldir. Renkleri daha sıcak ve iş açıcıdır. Şimdi bu Çarşaf’ın siyah oluşuna mı karşı çıkış vardır, o siyahın anlattığı karamsarlık ve renk yaygınlığına mı itiraz vardır, yoksa o çarşaf içindeki bireye mi karşı çıkış vardır, bunu tam anlayamadık? Salt, çarşaf’a itiraz var.
Kim yapıyor bunu, o çarşaflının yaptığı yemekleri köyünde yediğinde “mis” gibi diyerek, onun köy yerinde yaşamasının onun doğal ortamı olduğuna inanan şehirli bayanlar! Gün görmüş, soysallık anlamında konken partilerinden haberdar olan, gençliklerinde mini etekle gezme cesaretini göstermiş, bu ülkenin aydın(!) kadınları öyle mi? O güngörmüş şehirli kadınların ellerinden gelse biraz daha ileriye gidip, çarşaflı kadına mini etek giydirip, sonra da mini eteği giyen çarşaflının yürüyüşünün hikayesini anlatacak beş çaylarında ve buna da katıla katıla gülecekler! Onlar, hayatlarını belki de başkalarının yaşam şekilleriyle, kılık kıyafetleriyle hep dalga geçerek sürdürmüşlerdir kim bilir?
Normalde eğitimli insanların çarşaflıya ve çarşaflılara bakarken biraz da sosyolojik ve psikolojik bakması gerekir. Aydın insanların daha da farklı tabi. Ama kültürlü şehir kadınında değil o ters bakış, kendini nasıl olduğunu belki kendisinin de bilmediği o şehre atmış sonradan görme kadınlar bu çarşafa karı çıkanlar. Bakın yakından, gözlemleyin nitelikli hiçbir aydın kadın bu kara çarşafa karşı değil, biliyor ki biyolojik olarak çarşaf bir çok bayanın herhangi bir siyasal hareketle bağlantısız bir şekilde kullandığı giysidir. Ama ya o sonradan görme şehirli, o asıl karşı çıkandır. O da kendi alanında kendini görgülü ve kültürlü sayarak, güya aklı sıra “kara çarşaf” karşıtı olmakla bu ülkede ve de CHP’de “asıl söz sahibi benim” havalarını atmaktadır. Yoksa kalkıp bir partinin genel başkanına öyle sokakta uluorta “sen yanlış yaptın” filan diyemez zaten, öyle bir hakkı da kendin de bulamaz kısaca.
Bu ilk kez olmuyor ki, şapka devriminde nasıl sarıklara karşı çıkıldıysa o sarıklılar neslinin kökünü böylesine ucuz anlamsız ve de sığ karşıtlıklar yaratarak bugünlere kadar getiren de o “haso, memo” kültürü değil midir? Ne oldu, şimdi o şehirli kadınlar tıpkı kara çarşafa olduğu gibi şapkaya da karşı değiller midir yoksa? Zihniyet değişiminin uğramadığı yer, tamda CHP lideri Baykal’a sokak ortasında “yanlış yaptın çarşaf açılımıyla” diyen ve denilen yerdir. İşte bundan sonra CHP lideri, eğer gerçekten samimi bir içtenlikle bu açılımı yaptıysa o zaman işi gerçekten zor. Çünkü bu ülkede zihnini bir çok kez yenileyenler hep kadre uğrayan kesimler olmuştur. Bunu hiç aklına bile getirmeyenler, kadre uğramamış ve şimdiye kadar el üstünde tutulmuş kesimdir.
Avrupa’da tutucu, gerici ve yobaz olanlar genelde hep sağ partilerdir. Bu ülkemiz de böyledir kısmen ama sol hep ön açıcı, hep aydınlanmada öncü olmuş siyasal hareketlerdi. Türkiye’de bunun tam aksi yaşanıyor. Sol diye bilinen CHP, kendini adeta bu kaprisli ve kendini beğenmiş, partinin seçim zamanlarında da aslında fazlaca da katkı sağlamayan kesimi, yönetiminde hep etkin olmuş ve partinin normal de olması gereken yelpazeye yayılmasının önünü kesmişlerdir. Baykal, bunu yıllardır genel başkanlığını yaptığı parti de nihayet görebildiyse ve buna rağmen çarşaf açılımını yaptıysa bence çok büyük bir cenge girdi demektir. Onun için Baykal’a toplumsal bir destek verilmelidir ve CHP’nin “halklılaştırılmasına” bu toplumun katkı sunması gerekir. Baykal’a “çarşaf” hesabı sorabilenler, azcık Antalya, biraz İzmir, Ankara ve belki biraz da İstanbul’dan çıkabilir ama ülkenin genelinde Baykal’ın böylesi açılımına büyük de destek gelir.
Bu ülkede aslında öyle sağ-sol gibi kavramlar da zaten içi boşalmış kavramlar haline geldi ve bunun bir aldatmacadan ibaret olduğu görüldü. Oysa tüm insanlar, zaten hangi siyasi partide olurlarsa olsunlar bir mücadele içindelerse bu sadece daha iyi bir ülke için ve daha iyi bir gelecek için “insanlığa katkı” mücadelesidir. Bu mücadeleyi de kendi beyinlerinden başlatarak, tüm insanlığın mesut ve bahtiyarlığı için vermektedirler. Kimse, hangi partide de olursa olsun kendi cebini doldurma mücadelesi için siyaset yapmaz. Ha bunu istismar edenler vardır tüm partiler de, yani kendi kesesini doldurmak için ama onlar zaten zamanla partilerinden de ayıklanırlar. Hiç kimse göz göre göre salt kendi cebi ve geleceği için siyaset yapanları görüp de bunlarla aynı yolda yürümez. O tipler, birer kene gibidir ve nerde kan varsa oranın kokusunu iyi bilir ve bulurlar belki ama her zaman papaza pilav yedirtemezler.
Önümüzdeki yerel seçimlerin hoşgörünün ön planda olduğu, kimsenin kılık ve kıyafetinden dolayı toplumdan soyutlandığı bir kampanya yerine tüm insanlığı sarıp sarmalayan ve insanlığın her nerede olursa olsun huzur ve barış içinde olmasına katkı sunacak projelerin ön plana çıkarıldığı, sadece kendi ülkemiz için değil tüm ezilen dünya insanlığının refaha kavuşmasına yönelik fikirlerin tartışıldığı medeni atmosferde seyretmesini temenni ediyorum. Kalın sağlıcakla.
Not: Bu yazım aynı zaman da www.karadenizolay.com , www.kuzeyhaber.com

