Akredite olmak mı olmamak mı?
Akredite olmak mı olmamak mı?
M. Kemal AYÇİÇEK -20.1.2004
Genel Kurmay başkanlığı, akredite olmak isteyen basın yayın kuruluşlarından şu belgeleri istiyor;
1- Basın yayın kuruluşunun adı, logosu, yayın konusu,idari yeri, basıldığı/ yayım stüdyolarının yeri,
2- Sahibi/sahiplerinin ortaklık oranları,
3- Künyede isimleri bulunan sorumlu kişilerin özgeçmişleri,
4- Yazarlarının isimleri,
5- Tirajı, yayın ağı,
6- Basın yayın kuruluşunun ticari sicili gazetesinde yayımlanmış beyanname fotokopisi,
7- Sahibinin ve sorumlu müdür veya müdürlerinin veya kanuni temsilcilerinin adları, uyruk ve ikametleri,
8- Tüzel kişi ortaklık mukavelesinin veya tesis senedinin veya dernek tüzüğünün onaylı fotokopisi,
9- Gazete, ajans veya TV sahibi ve /veya sorumlu müdürlerinin imza sirküleri,
10- “Basın yayın kuruluşu tanıtıcı bilgiler formu”nda mevcut bilgileri,
11- savunma muhabirlerinin, kameramanların/foto muhabirlerinin, Ankara temsilcisinin, isimleri, e-mail adresleri, faks, telefon ve cep telefon numaraları, her basın mensubu için “Basın mensupları kayıt formu”, son üç ay içinde çekilmiş ikişer adet vesikalık fotoğrafları, basın kartlarının önlü arkalı fotokopileri ve nüfus cüzdanlarının fotokopileri.
Yazı İşleri Müdürlüğünü 2 yıl yürüttüğüm Karadeniz Olay Gazetesi’nde bu akredite belgesi bize de gönderildi. Ben de meslek etiğine uygun bulmadığım için bu belgeyi cevaplandırmadım. Görev alanım askeri birliklerin yada kışlalar olmadığı için bunlara gerek duymadım. Ayrıca, bunun bireysel insan hak ve özgürlüklerine de müdahale anlamına geldiğine kanaat getirdiğim için cevap vermedim.
Genel Kurmay Başkanlığı, “akredite olmak talebinde bulunan basın yayın kuruluşları”ndan bu belge ve bilgileri istemektedir ama biz öyle bir talepte bulunmadığımız halde bu belge ve bilgiler bizden istendiği için biraz da emrivaki yapılmasına itiraz adına bu belgeleri kurumum ve çalışanlarımız adına vermedim. Bu belgeler bizden 1997 yılında talep edildi. Tabi o günden bugüne köprülerin altından çok sular geçti ama bakın bugün 2004 yılında aynı şeyler, bu kez ayan beyan talep edilmektedir
Kaldı ki, biz zaten görev aldığımız da tüm buna benzer bilgi ve belgeleri Emniyet Müdürlüğüne ve vilayete veriyoruz. Yani eğer, basın mensuplarıyla ilgili her hangi bir ileti söz konusu ise bu bilgilerin bulunduğu kurumlar, devletin kurumlarıdır ve Genel Kurmay’da istediği bilgileri bu makamlardan alabilir ama yok, kendisi direk bir fişlemeye gitmektedir. Anlamlı olan budur. O zaman , “Devlet kurumlarının birbirlerine güveni kalmamış mıdır” sorusu sorulmaz mı? Bunun cevabını Genel Kurmay Başkanlığı verebilmelidir.
Devletin himmeti altında gazetecilik olmaz. Eskiden vardı, Gazetecilere THY’de yüzde elli indirimli biletler, PTT’den yüzde elli indirimli telefonlar vs. gibi ama bunları bile ben hiçbir zaman kabul etmedim. Kullanmadım. Bana “enayi” dediler ama kullanmadım. O hizmetleri kullanıp, devlet ve halk arasında bağımsız gazetecilik yapamazsın. Ha rüşveti para olarak almışsın ha devletten bu şekilde almışsın bunların ne farkı var?
Bana hep ters gelmiştir. Devletin bile beni “himaye” anlamına gelebilecek bir takım ayrıcalıklı kılacağı her türlü hizmetine bile tahammülüm yok. Hiçbir gazetecinin de olmaması gerekir. Yoksa gazeteci, halktan kopar ve şimdiki gibi plazalardan magazin gazeteciliği yapar ve tirajı artıramaz ve belli kesime gazeteyi promosyonlarla okutmaya çalışır.
Peki bana bu itirazımın bedeli ödetildi mi? Elbette ve hala bedel ödüyorum. Yok böyle bir ülke, inanın Gürcistan’da bile bu böyle olmuyor maalesef.
Kalın sağlıcakla.
Not: Bu yazım aynı zamanda www.karadenizolay.com ve www.kuzeyhaber.com da yayınlanmaktadır.


